Per 23 Nov 2006
Milliyet Televizyon eki “Haftanın Söyleşisi”
Vinsanity tarafından Ahu Türkpençe kategorisine gönderildi.
Milliyet gazetesinin haftalık bir eki olan Televizyon’dan bir Ahu Türkpençe röpotajı;
HAFTANIN SÖYLEŞİSİ
Ahu Türkpençe:
Şöhreti Ben Seçtim
Ahu Türkpençe, “Üç tür şöhret var.Şöhret olup eskisi gibi yaşayanlar, Kraliçe edasıyla “Siz faniler” diye hava atanlar ve arada kalanlar” dedi.
“Bir İstanbul Masalı dizisiyle yıldızı parlayan Ahu Türkpençe, Atv’de yayımlanan “Şöhret” dizisiyle şöhretine şöhret katmaya devam ediyor.Ekran macerasına Tomris Giritlioğlu’nun keşfiyle beş yıl önce “Azad” dizisinde başrol oynayarak başlayan Türkpençe ile Radyo Pink’te sunduğu programı öncesi Ortaköy’de buluştuk.Randevu saatini bir saniye bile geçirmeden buluşacağımız kafede bizden önce hazır olan Türkpençe, canlandırdığı mutluluğunda bile hüzün olan kadın karakterlerin çok uzağına düşen neşeli tavırlarıyla sorularımızı yanıtladı.
*Şöhret yaklaşık iki yıldır çok izlenen ve sadık seyircileri olan bir dizi.Diziye gösterilen ilgiyi siz neye bağlıyorsunuz?
Magazin programlarının çok izlenmesinden de biliyoruz ki insanların çoğu şöhretli insanların yaşamlarını çok merak ediyor.Bizde dizide bu meraka hitap eden bir hikayeyi ele alıyoruz.Dizinin hikayesi çok güzel ve doğru seçilmiş bir konu.Bana göre sokaktaki insanların her ne kadar kabul edilmese bile yüzde 70′i ünlü olmak istiyor.Ünlü olmak başka bir şey, işini iyi yapmak başka bir şey ama onlar işini iyi yapmak değil, sadece ünlü olmak istiyor.Benim yüzüm gözüksün, beni tanısınlar gibi bir durum var.Tabi bunlar benim fikrim.Diziyi izleyenlerle yaptığım sohbetler, etrafımdan bana gelen tepkilerden yola çıkarak böyle bir şey diyebiliyorum.Ünlü olmak bir meslekmiş gibi görülüyor.Bu nedenle birinin sevgilisi ya da çocuğu olarak ortaya çıkmak eskiden insanlara dokunurdu ama şimdi kimseye dokunmuyor.Ya da bakanlığın önünde gidip bir kadın soyunuyor ve ünlü oluyor.Bunun altında da ekonomi gibi tek neden yok.Ekonomi, eğitim, sosyal statü gibi sorunlar bir araya geliyor ve böyle bir sonuç çıkıyor.
*Magazin programlarını izler misiniz ya da diziden sonra daha mı çok izlemeye başladınız?
Evet doğru, şimdi daha çok izlemeye başladım.Seyrettikçe de rolüm için ufak tefek şeyler bulabiliyorum.Eskiden de hiç seyretmiyor değildim.Denk geldikçe seyrediyordum.Magazim programlarını seyretmeyen yalan söylüyordur.Çünkü insanları durup baktırtıyorlar. “Az sonra” , “Az sonra” diye abuk sabuk şeyler de oluyor.Aslında komedi gibi geliyor bana.Ünlü isimlere saçma bir soru soruluyor.O soruya yine ünlü kişi saçma bir cevap veriyor.İzlerken nasıl yani diye ağzın açık kalıyor.Eminim ki başka bir zamanda, başka bir koşulda o kişi o soruya öyle bir cevap vermez.Öyle bir kata kulliye geliyor ki, o soruya saçma bir cevap veriyor.Sonuçta tiyatroda da absürd tiyatro bir diye dal var.Saçma olan her şey insanların dikkatini çekiyor.Bence ünlü magazini yapanlar işini çok iyi yapıyor.
Bizde Üç Türlü Şöhret Var
*Şöhretin ne içinde ne de dışındasınız, bu durumun dengesini nasıl sağlıyorsunuz?
Böyle yaşayan tek insan değilim.Hayır, ben şöhreti reddediyorum ve öyle yaşamıyorum diye bir durum yok.Şöhretin tanımı kişiye göre değişiyor.Şöhreti ben üçe ayırıyorum.Şöhret sayesinde benim gibi siması daha çok tanınmaya başlayanlar, eskisi gibi yaşamaya devam ediyorlar.Bu şöhreti kabul etmemek değil.Sokakta, gittiğim yerlerde tanındığım için yanıma gelenlerle sohbet ediyorum ama eskisi gibi yaşayarak da kendimi kısıtlamamaya çalışıyorum.İkinci gruptakiler de sahip oldukları şöhreti abartanlar.Onlar etrafta “Ben bir kral ya da kraliçeyim” edasıyla dolaşıp “Siz faniler” diyen insanlar.Sürekli bakımlı görünüp kendisini izleyenler ve görenlere örnek olma derdiyle yaşıyor.Tabii bu da onların tercihi asla kınamıyorum.Bu açıdan ben birinci grupta olduğum için şanslıyım.Üçüncü grup ise karar veremeyenler.Yani hem etrafta havalı havalı kraliçe gibi dolaşıp hem de eskiye bağlı kalarak “Ben değişmedim” diyenler var ki, hem öyle hem böyle olmuyor.Ortada garip, yaptıklarıyla da eklektik kalıyorlar.Bu nedenle mutsuz oluyorlar.Neyi istediğini bilmek ve onu yaşamak önemli.Ben ne istediğimi biliyorum, kendi doğrularımı yaşıyorum ve mutluyum.
*Şöhret dizisi yaz başında bitecek mi?
Önümüzdeki yaza hikaye biter diye düşünüyorum.Yapımcı ile bu konuda aynı fikirdeyiz.İki yıl bir dizi için iyi bir zaman dilimi ama hikaye nereye gider, başka bir şeye dönüşür mü onu bilmiyorum.
*Dizinizin devam edeceği belliyken yine de çok sayıda teklif almışsınız, doğru mu?
Aaa evet…O da çok saçma değil mi? Zaten bir işim var.Bu nedenle çağrıldığım görüşmelere bile gitmedim.Gidip görüşmenin bir anlamı yok ki.Bu elbette benim için gurur verici ama devam eden bir iş olduğu için çağırmak da çok mantıklı bir iş değil.Ne diyeceğim yapımcım Faruk Turgut’a şu kadar para vermezseniz, bırakıyorum.Yok yok yapar mıyım hiç öyle şey?
*”Bir İstanbul Masalı” da iki yıl sürdü ve çok izlendi.Şimdi “Şöhret” de öyle.Tutan dizilerle ilgili yakaladığınız bir formül var mı?
Varmış gibi gerçekten.(Gülüyor) “Bir İstanbul masalı” dizisini seçmem gibi bir durumum olmadı.Onlar beni seçtiler.Üç dört kez deneme çekimine katıldım.Onlar “Seni seçtik” dediklerinde düşünmedim bile.Altan Erkekli, Çetin Tekindor, Arsen Gürzap var.Salak mıyım oynamayayım? Çok severek oynadım. “Bir İstanbul Masalı” beni seçilenken seçen yaptı. “Şöhret”i ben seçtim.Önce senaryoya baktım.Hep acaba ben olsam seyreder miyim? sorusuna göre hareket ediyorum artık.Bu sorumun cevabı “Şöhret” için evet olduğundan kabul ettim.Nurseli İdiz’in oynaması, yönetmenin Bahadır İnce’nin olması, yapım şirketi derken kabul ettim. “Şöhret”ten önce okuduğum çok sayıda senaryonun büyük kısmı yayından kalktı.Bir iki tanesi şu an hala ekranda.Kabul etmediklerim, ben olsam seyretmem dediklerim.Tipik bir seyirciymişim gibi düşünerek karar veriyorum.Merak edilebilecek, hikayesi bir şey anlatan projeleri değerlendiriyorum.
*Neredesin Firuze’den sonra sinema filmi çekmediniz, var mı yeni proje?
Sinema filmi 2007 yazında yüzde 100 olacak.Üç dört arkadaşımla bir hikaye yazıyoruz.Yazın bitirip çekeceğiz.Ben daha çok fikir verme aşamasındayım.
Yeni Aşkıyla Çok Mutlu
*Setlerden başrol oyuncularıyla ilgili “Kaprisli, hiç de göründüğü gibi değil” şeklinde dedikodular kulaktan kulağa yayılır ama sizinle ilgili bu tarz bir şey duymadık.Bunun nedeni doğallığınız mı?
Dürüst olmamdan kaynaklanıyor bence.Kiminle tanışırsam tanışayım gayet dürüst davranırım.Mesela size de tanıştıktan sonra fotoğraf çektirmeyi sevmediğimi, saçlarım iyi değil şapkamı çıkarmak istemiyorum dedim.Bir şey saklamayınca ve doğruluğumdan emin oldukları için insanlar da inanıyorlar ama ben de onlara inanıyorum.İnsanlara güveniyorum.Dürüstlük ve güven duymak çok sağlıklı bir durum.Çünkü bu karşı tarafa da sorumluluk yüklüyor.Mecburen o da bana karşı dürüst olmaya çalışıyor.şu zamana kadar ne söylediysem doğru çıktı ve o nedenle de samimiyetime güveniyorlar.Atıyorum, şu benim sevgilim dersem öyledir, değil diyorsam da değildir.
*O zaman soralım, Fethi Kantarcı’dan ayrıldığınızı duyduk.Hayatınızda yeni biri var mı, varsa kim?
Kalbim boş değil.Ama “Kalbini dolduran kim?” diye sorarsan cevabını vermem.Söylememe sebebim de, özel hayatım hakkında fazla konuşmamam.Bir sevgilim var ve çok mutluyum.
Kareli Gömlek Adı Liseden
*Radyo Pink’te program yapıyorsunuz, DJ’lik fikri nasıl doğdu?
Çok enteresan, deneyim gibi başladı. “Yapar mısın?” diye sordular.Önce başaramam gibi geldi ama başladım ve şu anda iyi gidiyor.Programımın adı “Kareli Gömlek”.O isim de lise anılarımdan kalma.Lisedeyken arkadaşlarla bir radyo programı yapsak adı ne olurdu diye düşünürken aklıma o dönem çok moda olan oduncu gömlekleri gelmişti.Kareli Gömlek olur dedim.O zamandan kalma bu isim.Soranlara da programda anlatıyorum.Çok arayanlar var.Çarşamba günleri 17.00′de başlıyor.
(NOT=röportajın bu kısmında perşembe demişler radyo programının günü için ben düzelttim yazarken-Not2 Keloğlan filminden bahsetmemişler Ahu’nun 2 filmi var)
Üç saat sürüyor, konuş konuş bitmiyor.Hayata dair konuşuyoruz.İş çıkışı saatlerine denk geldiği için biraz daha eğlenceli, light şeyler konuşuyoruz.Mesela aşk acısı çekmemek, karşı tarafı tavlamak için neler yapmalı gibi konularda listeler yapıyoruz.Bir çok konunun listesini çıkardık.
Tiyatrodan Bu Yüzden Uzaklaştım
*Ekranda hep drama oyuncusu olarak seyirci karşısında oldunuz, komedi yapmayı düşünüyor musunuz?
Tabii ki komedi oynamak istiyorum.Ancak sırf yapmak için yapmak istemiyorum.Bir çok adaptasyon komedi dizileri yapılıyor ama hiç de öyle iyi olmuyor.Mesela “Avrupa Yakası” çok iyi, bizden çıkan bir iş.Zaten Gülse Birsel çok güzel yazıyor.Çok özel ve oyuncuları da süper bir dizi olduğu için beğenildi.Böyle iyi işlerin yapıldığını gördükçe neden gidip bir adaptasyonda oynayayım ki? Ancak Gülse gibi çok iyi bir yazar, iyi bir adaptasyon yazarsa ve hikaye de bize uyarsa ancak o zaman olabilir.Tiyatroyu da bu yüzden yapmıyorum.Son yıllarda çok ticari oyunlar yapılıyor.Paraya yönelik olduğu gül gibi açık tiyatro oyunlarında oynamak istemiyorum.Hele bu kadar bekledikten sonra yapmış olmak için tiyatro yapmam.
Rüyamdaki Gibi Reklam İstiyorum
*Bir söyleşinizde “Makyaj güzeliyim” demişsiniz, bu gerçek fikriniz mi, mütevazılık mı?
Hayır, tabii ki kendimi güzel buluyorum ama bazı kişiler var ki kaşı, gözü kalemle çizilmiş gibidir.Makyajla bile onu değiştiremezsin.Öyle de değilim dedim.Sonuçta makyajla daha da güzel oluyorum ama makyajla daha da çirkin oluyorum.Bu da benim için bir avantaj.Oynayabileceğim karakter yelpazesi genişliyor.
*Geçen yıl Duru’nun reklamlarında oynuyordunuz, yeni bir reklam projeniz var mı?
Teklifler geliyor ama ben bir rüya gördükten sonra bu konudaki fikrim değişti.Ben bir reklamda oynayacaksam mutlaka bu makyajla ilgili olmalı.Rüyamdaki reklam da makyajla ilgiliydi çünkü.Reklamda oynayan kadın ya da erkeğin güzel çıkması gerekiyor ya, bu nedenle zaten bir makyaj yapma durumu var.O yüzden şimdiye kadar gelen reklam tekliflerini kabul etmedim.
röpotaj ve resimler: dizifilm.com
Önemli: Lütfen yorum yaparken aşağıdaki uyarıları göz önünde bulundurun.
»Bu site Ahu Türkpençe'nin, Şöhret dizisinin veya Murat Ünalmış'ın resmi sitesi değildir.
Ahu Türkpençe hayranlığı ile kendisinin bir hayranı tarafından yapılmıştır. Yaptığınız yorumları buna göre yapınız.
»Ahu Türkpençe cevap ver, Murat Ünalmış e-posta adresini ver gibi atıflarda bulunmanız size bişey kazandırmayacaktır.
Ayrıca mesajlarınızın içine yazmış olduğunuz msn ve e-posta adreslerinin kötü amaçlı kişilerin ellerine geçebileceğini unutmayınız, hatta mecbur kalmadıkça bu tür adresler vermeyiniz.
»Site hakkında daha ayrıntılı bilgi için Sitenin Amacı linkine tıklayabilirsiniz.



Kasım 23rd, 2006 at 18:15
Vinsanity Yeni Aktüel dergisindeki röportajı neden eklemedin ?
Kasım 24th, 2006 at 17:21
merhabalar ahu hanım nasılsınız.gerçkten söylendiği üzre tablo gibi bi simanız var.bende kendi çapımda karakalem çizimle uğrasıyorum fakat derdim odurki sitenizde resminizi çizebileceğim bi resminize rastlayamadım.bu arada kendimi tanıtayım ben boluda mastır yapmakta olan bir öğrenciyim.yani sözün özü daha fazla resminiz yayınlanırsa bana yardımcı olacaktır.eğer kısmet olurda çizersem size yollayacam.inmşallah birgünde sizle tanışma fırsatı bulurum…iyi günler
Kasım 24th, 2006 at 18:57
cok guzel bır roportaj bızı hayranı olarak bılgılendırdıgıne degınmek ıstıyorum sağolasın sıte kurucusu.İyi çalısmalar….
Kasım 25th, 2006 at 13:55
meraba ahu hanim ben mi bir sorum size war niye söhret okadar gec basliyor jane almanyada saat 9:20
Kasım 27th, 2006 at 09:53
Çok hoş bir söyleşi olmuş doğrusu. AHU hanım, her zamanki gibi doğal yanıtlar vermiş sorulara. Kendisini, olanca doğallığıyla anlatmış yine. Ama ben, şu makyaj meselesine takıldım. Ben hep, doğal ve sadeliğiyle etkileyici bulduğum AHU hanımın, kozmetiğe çok da ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum açıkca. Belki, spot ışıkları ve film çekimleri için gereken teknik bazı şeyler tamam ya, Onun doğal bir masumiyeti var zaten yüzünde. Bunun için yeni şeyler yapmasına hiç gerek yok. Mütevazı yapısından olacak bu makyaja olan vurgusunun nedeni. Bu gün sadece AHU hanımın söyleşisini okumadım internetden. Çok çarpıcı bir haber vardı gazetelerin bazılarında. Beni bilirsiniz. Güncel meseleleri de aktarmaya çalışırım sizlere. Keşke bizim şimdi sizlere aktaracağım gibi bir güncel meselemiz olmasaydı ya, malesef var. Aslında bu mesele, hep vardı. Yukarıdaki söyleşide de, bu meseleye çeşitli atıflar yapılmış belki hiç planlanmadan. Bu mesele, çocuklarımızın, bazı iğrenç ellerce porno sektörünün bir parçası yapılması. Bu tür kişilerin nasıl bir çalışma yöntemi olduğuna ilişkin ip uçları vardı bu gün okuduğum gazetelerde. Bu tür kişi ve gruplar, çocuklarımızı cep telefonlarına kontur yükleme vaadiyle önce kandırıp, sonra istedikleri görüntüleri oluşturuyorlarmış. Buradan velilerimize seslenmek isterim. Evet. Cep telefonu, bir iletişim aracı. Ancak, çocuklarımıza cep telefonu alırken, onlara bu iletişim aracını nasıl kullanacaklarını, nasıl kullanmayacaklarını anlatmalısınız. Ünlü olma isteği, toplumdaki değer yargılarını epey örseledi ki, bunu AHU hanım da aktarıyor yukarıdaki söyleşisinde bize. Ünlü olma ile ilgili yapılan programlar, tüm o ünlü yaşam aktarımları hep bu tür olumsuzluklara neden oluyar işte. Bazı çocuk ve gençlerimiz, malesef, bu tür pornografik görüntüleri bazan, ünlü olmaya giden yolun bir basamağı olarak görüyorlar. Ancak, böyle bir şey yok, böyle bir basamak yok. Bakınız, severek ve beğenerek izlediğimiz hiç bir ünlünün böylesi porno hikayeleri yok. Bunu iyi anlamalıyız hepbirlikte. Lütfen, çocuklarımıza sahip çıkalım. Bu tür iğrençliklerin bir parçası olamıyacak kadar masum ve saf olan bu yavrularımızı korumak, hepimizin görevi. Bunun için hepbirlikte çalışmalıyız. Çevremizde, bu türlü sapkın hareketlerin istemeden de olsa bir parçası olan ya da olabilecek çocuklarımızı dışlamaksızın, onlara bu durumun onlardan neler götürebileceğini anlatalım. Çocuk ve gençlerimize nasıl ulaşabileceksek, ulaşıp, her platformu değerlendirelim ve bu meseleyi birlikte çözelim. Duyarlılığınıza inanıyor ve yardımlarınızı bekliyorum. Hep söylediğimiz gibi, ille de bir alanda birşeyler yapmak istiyorsak, o alanda kendimizi geliştirebileceğimiz ve yetiştirebileceğimiz eğitim olanaklarını kullanarak bir yerlere gelmeye çalışalım vve ivedilikle tvde yayınlanan şöhret olma yarışmalarının kaldırılması için bir kamu oyu oluşturalım. Beni yalnız bırakmıyacağınızdan eminim. Kendinize iyi bakın.
Kasım 27th, 2006 at 15:12
Biraz da gülelim. “TEMEL ile FADİME, ücra bir yerde kendilerine bir ev yaparlar. Orada yaşamaya başlarlar. Ancak, evin bütün alış-verişini FADİME yapmaktadır. En kötüsü de TEMEL, FADİME den günlük gazeteleri zamanında kendisine ulaştırmasını istemektedir. Derken, kış bastırır. Alış-veriş, FADİME için iyice zorlaşmıştır artık. Hele o gazete kuyruğu… FADİME nin canına tak der. Bir çözüm düşünür kendince. Aynı gazeteden, on adet satın alır. Her gün, dışarıda biraz oyalandıktan sonra, gazeteyi yeni almış gibi gelir eve. Bir gün TEMEL, FADİME yi yanına çağırır. FADİME, başına gelecekleri tahmin eder. TEMEL in durumu fark ettiğini düşünür, korkar. TEMEL, elinde gazeteyle beklemektedir FADİME yi. Gazetedeki haberi göstererek, “Yahu dünyada ne aptal insanlar var? Tam beş gündür aynı adam, aynı yerdeki aynı ağaca çarpıp duruyor… he he he…”" Nasıl? Hoş değil mi? Uzunca bir zamandır fıkra anlatmıyordum sizlere. Belki bir tane daha anlatırım sonra hı? Şimdilik hoşca kalın.
Kasım 27th, 2006 at 18:04
merhaba ! nasılsınız? ben şu an çok heyecanlıyım ahu hanım ! çünkü ben sizin tarifi imkansız bir hayranınızım, isterseniz önce kendimi tanıtayım, 27 yaşındayım , bir lisede beden eğitimi öğretmenliği yapıyorum. bekarım,(afedersiniz ) sanırım sizde ben yaşlardasınızdır bu nedenle bu şekilde hitap ediyorum, benim merak ettiğim konu spora olan ilginiz. nedense hiç bir röportajınızda sporla ilgili sorulara pek yanıt vermiyorsunuz gibi bir izlenimim oldu, oysa tam bir sporcu fiziğine sahipsiniz üstelik dünya tatlısısınız ve de çok güzelsiniz. ayrıca çok iyi bir beşiktaş taraftarı olduğunuzu biliyoruz, maçlara gidiyormuşsunuz eskiden, peki şimdi gidiyormusunuz ? sonsuz sevgi ve saygılar sunarım.
Kasım 28th, 2006 at 15:59
ahu yu cok seviyorum benımde su an tek hedefim onun gibi sevilen biri olmak oyunculuktada onun kadar basarılı olmayı istiyorum televizyona çokkk yakışıyosun beni en çok etkileyen bu kadar sıcak ve içten olman ve tek isteğim bunu hiç kaybetmemen seni çokkk seviyorummm:))BU ARADA SÖYLEŞİ SÜPER OLMUŞ
Aralık 1st, 2006 at 14:32
Bu gün, 1 aralık dünya eyds günü. Biliyorum, eyds oknduğu gibi yazılmaz. Bunu biliyorum ya, size bir şeyi belki daha iyi anlatırım, daha akılda kalıcı olurum diye böyle yazdım bu hastalığın adını. Bildiğiniz gibi, son otuz yıldır önce AFRİKA kıtasını, sonra da tüm dünyayı tehlikeye soktu bu hastalık. Çok insan bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetti malesef. Bu hastalığın da, tüm diğer hastalıkların ihtiyaç duyduğu gibi hijyenik olmayan koşullara ihtiyacı var. Yani, hijyenik koşulları ne kadar sağlıyabilirsek aslında bu ve diğer hastalıklardan korunmamız o kadar kolay ve mümkün olabilir. Hastalık, cinsel yollarla bulaşabildiği gibi, kan ve kan ürünleri, steril olmayan hastahane malzemeleri ile de bulaşma eyiliminde olduğundan, sağlık hizmetleri yürüten kurumların çok hassas olmaları gerekli. Uygun olmayan ortamlarda ve hastalık riski taşıyan kişilerle kurulacak cinsel ilişki de, hastalığın bulaşmasını sağladığından bu tür davranışlardan kaçınmak da önemli. Ancak, hastalık virüsü taşıyan bireylerin topluma kazandırılmaları da önemli bir gereksinim. Bu hastalığın bir aşısı bulunmamakla birlikte, uzun ve zahmetli bir tedavi daha doğrusu yatıştırma süreci var. İşte bu süreçte, hastalık virüsünü taşıyan kişilerle olumlu iletişim kurmak, tedavi sürecine çok önemli katkı sağlıyor. İlle de uygunsuz kişi ve koşullarda kurulan cinsel ilişkiden bulaşmayan ve bulaşım sürecini birkaç kez vurguladığım bu hastalığa yakalanma riski aslında hepimiz için mevcut durumda. Belki hatırlarsınız. İZMİR de, daha yedi yaşındaki bir çocuk, hastalığa yakalandı. Kan ya da bir kan ürünü yoluyla bulaştığını düşündüğüm “Ki başka bir bulaşım nedeni olamaz…” hastalıkla, mücadele etmek zorunda iken, hem de o yaşında, bir de bilinçsiz bazı kişiler yüzünden bu insanlarla mücadele etti bu çocuk. Tabi, ailesi de… Okul çağındaki bu yavrumuz, okul yönetimi ve bazı velilerce dışlandı önceleri. Daha sonra, hastalığın bulaşım süreci konusunda yapılan çalışmalar neticesinde bu sorun aşıldı. Yaşam içerisinde hastalığı taşıyan pek çok insanla aynı ortamı paylaşmak zorunda kalabiliriz. Ancak, korkmak ya da, bu insanları cüzzamlıymışcasına “ki artık cüzzam bile tedavisiz değil” dışlamak yerine, onlara yardımcı olmaya çalışmak gerekir. Toplumsal duyarlılığı gerektiren bu durum ile ancak bu yolla başa çıkmak mümkün olacaktır. Hepinize sağlıklı günler ve uzun ve sağlıklı bir yaşam dilerim. Lütfen, çevrenizdeki olaylara duyarsız kalmayınız.
Aralık 1st, 2006 at 19:01
arkadaşlar bende ahu türkpençe hayranıyım ahunun gelinlikli halini gördünüzmü?
Aralık 2nd, 2006 at 11:42
ahu ablamız gibi bi hep kız arkadaşım olmasını istemiştim oldu ama kaybet dim arayış içindeyim :p
Aralık 2nd, 2006 at 12:21
ben ağu türkpençeyi çok beğeniyorum.çok başarılı bir oyuncu ayrıca çok da güzel biri.ona başarılar diliyorum.dizilerini ve filmlerini hep takip edeceğim.
Aralık 2nd, 2006 at 23:09
Murat derinsunun sorusuna ben cevap vereyim .
Ahu Türkpençe galatasaraylıdır .kendisinin radyo pinkte ki radyo programında karali gömlekte söylemişti.
Spor olarakta yürüyor,yüzüyor ve bisiklete biniyormuş.
Aralık 4th, 2006 at 10:42
Ben, AHU hanımın, sporla ne kadar ilgisi var bilmem ya, spordan uzak olduğunu pek düşünmüyorum. Ama, eğer sahiden bir galatasaraylıysa, Ona ve tüm diğer galatasaraylı arkadaşlara bir fenerbahçeli olarak, geçmiş olsun dileklerimi sunarım. Bu, işin esprisi tabi. Dünya çapında önemli bir spor müsabakası olan ve dünyanın en önemli derbi maçı olarak değerlendirilen galatasaray-fenerbahçe karşılaşmasını dün hep birlikte izledik. Skoral olarak fenerbahçe öndeydi ise de, galatasaray da, özellikle 2. yarıda hiç fena bir performans sergilemedi hani. Ancak, beni bilirsiniz işte. İşin bu yönünün yanında öyle şeyler yaşandı ki, bu tüm o spor ruhuna ve spor anlamına yakışmadı doğrusu. Taraftarı olduğum takım da olsa, fenerbahçeli taraftarların sahaya attığı o yabancı maddeler, sonra küfür dolu tezahüratlar, hele bir fenerbahçeli taraftarın galatasaraylılarca yaralanması hiç hoş bir durum değildi. Sporu ve sporun o insanları birbirine yaklaştıran ruhunu ben de severim. Ancak, en küçük spor karşılaşmasında dahi yenilgiyi ya da, karşılaşmanın sıcak atmosferini hazmedemeyip birbirlerine şiddet uygulayan insanları gördükçe malesef aceba spor müsabakalarına son mu verilsin bu ülkede? demekten alı koyamıyorum kendimi. Oysa, tatlı bir rekabet, müsabakalardan sonrakı o tatlı sohbetler, fizik kondisyonuna katkısı tartışılmaz olan sporun o olumlu havasını kirletenlerin hangi ruha hizmet ettiklerini de merak ediyorum doğrusu. Galatasaray-fenerbahçe maçı daha çoooooooook konuşulacaktır ya, keşke artık sadece teknik şeyleri ve sporu konuşsak, şiddeti değil. Bir de, tamamen teknik üstünlüklere ve performasa dayanılarak elde edilmesi gereken sportif başarılara çeşitli hilelerin karıştığı iddiaları var. Hoş değil bunlar. Hoş değil. Nasıl bir önlem alınır bilmem ama, sporun bu türlü olumsuzluklardan arındırılması kesinlikle gerekli. Benim asıl anlıyamadığım şey, sporda da, yaşamın her alanında olduğu gibi, bizi olumlu yönde etkileyen ve işimize gelen haksızlıkları bir hakmış gibi görüp, başkalarının haksızlarını konuşuyor olmamız. Haksızlık, adı üzerinde haksızlıktır. Senin haksızlığın, benim haklılığıma dönüşüyorsa, tamam. Amma benim hakllılığım eğer bir haksızlıktan yani birilerini haksızlığa uğratmaktan güç alıyorsa, bu olmaz işte. Yine spordan yola çıkacak olursak, bir hatalı hareketin beraberinde getirdiği başarıyı, bu hatalı hareketi yapan takımın taraftarları da kabul edip, hatta eleştirebiliyorsa, işte o zaman aşılmış olur bu mesele. Neyse. İyi oynayan kazansın… Yazdıklarımı okuyanlara da hak vriyorum bazan. Amma da gevezeyim değil mi? E dedik ya, öz eleştiri yapmalı diye… Hoşca kalın.
Aralık 4th, 2006 at 18:50
esseme YANIT. AHU TÜKPENÇE BEŞİKTAŞLIDIR. kendisine bizzat sorduk.
Aralık 4th, 2006 at 19:42
yazılarımın onaylanmasını rica ediyor herkese saygılar sunuyorum.
Aralık 5th, 2006 at 12:37
esseme cevap veriyorum. yanılıyorsun, ahu hanım galatasaraylı değil koyu bir fenerbahçelidir.
Aralık 5th, 2006 at 12:45
ESSEME YANIT. arkadaşım sanırım yanılıyorsun ahu hanım galatasaraylı değil. MİLLİ TAKIMIMIZI TUTUYOR.
Aralık 5th, 2006 at 17:11
Sevgili erdal yersever,
Sokak ağzıyla konuştuğun sürece yazıların onaylanmaz, onaylanan yazıları örnek al !
Aralık 5th, 2006 at 21:11
nazife arkadaşımıza selamımı iletiyorum burdan ne de güzel AĞU yazmış koskoca AHU yerine.sanırım bir yanlışlık var ama insan yorumu ollamadan önce bi okur yaw.ayrıca ne saçma bi tartışma o öyle hangi takım falan diye..radyo pinkte galatasaraylı olduğunu söylemişti ben de öle hatırlıyorum..(aksini iddia etmek de gelmiyor açıkçası içimden bir galatasaraylı olarak:D)
Aralık 5th, 2006 at 21:22
Sevgili rock forever,
“iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır” sözü çok güzel bir sözdür. Bence sen de başkasını eleştirmeden önce kendinde biraz ara bakalım bişeyler
Aralık 6th, 2006 at 11:06
Dün, TÜRK kadınına seçme ve seçilme hakkının verilişinin 72. yıl dönümünü kutladık hep birlikte. Düşünsenize. Bundan 72 yıl önce, şimdi bize medeniyet dersleri vermeye çalışanların çoğunun ülkesinde kadına verilmeyen seçme ve seçilme hakkı, o dönem daha çok yeni bir CUMHURİYET olan ülkemizde ULU ÖNDER MUSTAFA KEMAL ATATÜRK tarafından bizim kadınımıza verilmişti. Ya bu gün? Bundan 72 yıl önce yakaladığımız bu önemli başarı ve daha pek çoğuna ne oldu? O dönem daha pek çok yeniliğe başarıyla imza atan o ruh nerde şimdi? Peki biz bu gün neleri konuşuyoruz? Mesela, kadına yönelik şiddet. 72 yıl önce kadınına seçme ve seçilme hakkını hem de pek çok ülkede daha böyle bir şeyden söz edilmezken verebilen bir ülke nasıl bu noktaya gelebildi? Ha bu arada. Kadına seçme ve seçilme hakkının verilmiş olması o dönem için büyük bir başarı olsa da, bu hakka çok daha önceden sahip olamayan kadınların bu haktan mahrum olmasının en önemli nedenini vurgulamalıyım biraz. Bildiğiniz gibi, tarım ve hayvancılığın insanlık tarihindeki yerini almasından sonra, toplum ana erkil yapıdan, ata erkil bir yapıya yani, erkek egemen bir yapıya geçti. İşte kadına seçme ve seçilme hakkının verilişinin önemi, bundan. Yoksa en tabi hakların veriliyor olması aslında bu haklara herkes kadar sahip çıkma hakkı olanların haklarını edinmeleri aslında bu denli önemli olmayabilirdi. Ancak, ATATÜRK her alanda olduğu gibi bu ülkeyi, hakların verilmesi anlamında da hep ileri taşıma arzusunda idi biliyorsunuz. Bazılarının hayallerinin bile yetişemediği noktalara, Onun eserleri ulaştı. Ha bence asıl olan, hakların birileri tarafından verilmesi değil, hak ettiklerini insanların kendileri tarafından edinmeleridir ya, o dönem kadınımızın böylesi bir hakkı edinmesi gibi bir durum söz konusu olamazdı. Kurtuluş savaşı anlatılırken, cepheye mermi taşıyan kağnıların o marur komutanları kadınlarımızın, bu gün içinde bulundukları sosyal ve ekonomik durumsa bize hiç yakışmıyor. Omuz omuza kurduğumuz bu ülkenin her zerresini hak etmiş olan “Ki az önce hakların verilmesinden değil, alınmasından yana olduğumu söylemiştim.” sonuna kadar bu hakkı elinde bulunduran kadınımızın bu gün içinde bulunduğu duruma ne demeli? Bazı marjinal grupları dışarıda bırakırsak, ben tüm kadın hareketlerini şöyle veya böyle destekliyorum. Fiziksel olarak biz erkeklerden daha dez avantajlı olsalar da, bu ülke üretimine önemli katkıları bulunan, evimizin bir yuva olmasını sağlayan, diğer yarımız, anamız, yarimiz olan kadınlarımızın içinde bulunduğu güç koşulları iyileştirmek zorunda olması gereken de, yine onlarla omuz omuza birşeyleri değiştirip, ileri taşıması gereken bizleriz. Birlikte kurduğumuz bu ülkenin yarınlarını da, birlikte şekillendirmeliyiz. Şöyle bir düşünün. Toplum bireylerden olştuğuna ve bireyler bir kadının vücudunda can bulduğuna göre, toplumun temel taşı kem aslında? O toplum ki, içinde eğer duyguya, sevgiye dair birşeyleri barındırıyorsa, bunu kadın borçludur, o zaman bu toplum kadına olan saygısını ve gerekli değeri verdiğini göstermelidir. Amazonları saymazsak, kendi ülkesi işgale uğradığı durumları da dışarı da bırakırsak ha bir de ABD nin bu günkü dış işleri bakanını, bana savaşma isteğiyle dolu ki savaş bir yıkımdır savunma durumu hariç, böyle bir kadın gösterebilir misiniz? Ancak bu tür bir kadın gösterememiş olmamıza rağmen savaşlardan etkilenen kaç milyon kadın var? Sayılamıyacak kadar çok. Yani, bir tarafında yer almadıkları ya da, çıkış noktası olmadıkları savaşların en büyük madurları da yine onlar değil mi//? Şimdi, meselenin bir başka yönünü konuşalım biraz da. Peki kadınlar var olan bu şartları değiştirmek adın neyin neresindeler derseniz, malesef bu konuda iyi bir noktada olunduğun sanmıyorum. Kadınlar, şu an sahip olamadıkları şeyleri edinme işini sanki birilerine havale etmiş görünüyorlar. Dün, sokaklar dolup taşmadı mesela. Sanırım kadınlar, bu konuda biraz pasif durumdalar. Tv dünyasında adeta cinsel bir meta haline dönüşüyor olmaları ki, bu çok olumsuz bir noktaya götürür toplumu, sessiz kalıyorlar mesela. “Biz sadece bir et yığını değiliz. Düşünüyoruz, üretiyoruz, hatta bu toplumu biz meydana getiriyoruz, yani varız ve buradayız.” Deme noktasında sesleri çok cılız çıkıyor. Oysa, bu ve bunun gibi pek çok olumsuzluk kadının toplumdaki saygınlığını korumasının önünde bir engel teşkil ediyor. Yasal zeminde yürütülecek bütün toplumsal duyarlılık çabalarına katkıda bulunacağımı ve bu çabaların artmasını umduğumu hatırlatarak, tüm kadınlarımızın ellerinde bulundurdukları seçme ve seçilme haklarını da en iyi ve olumlu şekelde kullanmalarını diliyerek, hepinize saygılarımı sunarak “Amma uzattım haaaaaaaaa” Hoşca kalın derim. Ha şu GALATASARAY BAŞİKTAŞ FENERBAHÇE tartışması da umarım sevimsiz bir hal almaz. Bence uzatmıyalım bunu. Çok da önemli değil aslında AHU hanımın hangi takımı tuttuğu. Hangi takımı tutarsa tutsun, kendisi bizim Onu beğenmemizi sağlamıyor mu? Bizi ilgilendiren de bu bence. Ha? Ne dersiniz? Lütfen kırıcı olmadan yürütelim hiç olmazsa bu ve tüm diğer tartışmaları. Olmaz mı?
Aralık 6th, 2006 at 11:42
vinsanitye soru.?neden sokak ağzı diyorsunuz. yazdıklarımın doğru olup olmadığını araştırırmısınız ? İDDİA EDİYORUM APO adındaki vatan haini abdullah öcalan fanatik galatasaralıdır. isterseniz 17.05.2000 tarihli hürriyet gazetesinin 1. sayfası üst sütununa bakınız. zaten iddia etmeme bile gerek yok APONUN GALATASARAYLI OLDUĞUNU CÜMLE ALEM BİLİYOR.
Aralık 6th, 2006 at 12:17
Sevgili erdal arsever,
Yazının içeriği hakkında bişeymi demişim ben? Yazının üslubu hakkında söylemişim, neyi, kime ve neden kanıtlamaya çalışma gereği duyuyosun anlamadım.
Aralık 6th, 2006 at 15:16
Bireyler tarafından oluşturulan spor kulüpleri, dernekler, siyasi partiler ya da, bireylerin olşturdukları topluluklar bir süre sonra öyle bir hal alabilir ki, bu hal içerisinde bu tür yapılar artık kontrol edilemez olurlar. Bu nedenledir ki, bizler bu tür yapıların yapıtlarını konuşmalıyız. GALATASARAY spor kulübü ve GALATASARAY ismi, hepimizin bir vatan haini olduğu konusundan üzerinde birleştiği bir şahısla “Kİ BU DURUM YARGI TARAFINDANDAN DA ONAYLANMIŞ, BU şahıs GEREKEN CEZAYA ÇARPTIRILMIŞTIR.” anılmaması gereken bir yerdedir. Evet. Bir spor kulübüne, herkes gönül verebilir ve bu kişilerin arasında toplumca istenmeyen, topluma zarar veren kişiler de bulunabilir. Ancak, kulüplerin taraftarlarını seçebilmek gibi bir durumu olamıyacağından, bu tüm kulüpler için geçerlidir. Bu durum, bir kulübün şahsiyetine ve yaptıklarına gölge düşürmez. O nedenledir ki, taraftarları her sosyal gruptan ya da, her türlü marjinal gruptan olabilecek bu kulüpler, az önce de söylediğim gibi, ortaya koydukları şeylerle değerlendirilmelidirler. Kulüplerin içlerindeki başrma arzusunu böyle tetikleyebiliriz. Yoksa, falan kişi de filan takımı tutuyor o zaman bu takım şöyledir şeklinde bir yargıya varmak, doğru olmaz. Ayrıca, bu öyle enteresan bir durum ki, yukarıda söz konusu şahsiyetin taraftarı olduğu takıma, yine o şahsiyetle yıllarca mücadele vermiş olan şerefli güvenlik teşkilatı mensuplarımızdan da çok sayıda gönül veren kişi bulunmaktadır. Yani, varılmak istenen nokta hiç doğru değil. Hoşgörüden, hakkaniyet ölçülerinden çok uzak. Ben de, yukarıdaki yazımda bu tür durumlara atıf yapmış ve bunlardan kaçınmamızı önermiştim. Sevgili site yöneticimiz de zaten gerekli uyarıları ve düzenlemeyi yapmış. Ancak, topluma hitap eden ve herkese açık bu sitede yapılacak yorumlara biraz daha dikkat etmemiz gereği vardır. Küçük bir yanlış anlama, telafisiz sorunlara yol açabilir. En azından, birilerinin kalbini kırabilir. Bazı şeyleri söylerken ve yaparken, duygusallıktan arınmamız gerekir. Lütfen bunları dikkate alın olur mu?
Aralık 6th, 2006 at 18:16
sadece adını telafuz etmek istemediğim o bebek katilimi cimbomlu onun tüm sempatizan hainleri galatasaraylıdır. benim babam subaydı ve doğuda görev yaptı çocukluğum güneydoğu ve doğuda geçti, galatasaray oraya gittiğinde inanılmaz sevgi seli ile karşılaşıyordu. kısaca peşmerge takımı cimbom. bu yazım asla sokak ağzı değil, araştırın hodri meydan. asla çamur ve iftira değil BELGELİ GERÇEKLER BUNLAR.
Aralık 6th, 2006 at 18:25
ayrıca fırata cevapttır. senin bu konudaki yorumun yetersiz fırat bey. izahatların yetersiz. apo ve peşmergelerinin galatasaraylı olduğu bir gerçek anladınmı. peşmergeler sarı kırmızı tutkunudurlar.
Aralık 7th, 2006 at 00:54
İnan hala anlamıyorum: neyi, kime ve neden kanıtlamaya çalışıyosun
Hangi sitedesin farkında değilsin sanırım.
Aralık 7th, 2006 at 01:24
http://www.muziklip.com/klip_jkl/kirac.php adresindeki “Olur Ya” klibini mutlaka indirin. Ahu Hanım’ın BİM’deki ilk halleri, klip güzel olmuş
Aralık 7th, 2006 at 10:58
SEVGİLİ ERDAL. Şimdi senin fikir beyan etmeye çalıştığın ve eksik bilgi birikiminle yapmaya çalıştığın şey yüzünden, bu ülke çok şey kaybetti. İnsanları, kamplara ayırmalar, sen, ben kavgaları, bu ülkeyi hep geri götürdü. Belliki, bu ülkeyi kendince seviyorsun. Benim vatan severliğim ise, çeşitli kerelerce ve her platformda sınanmıştır, bundan kuşkun olmasın. Ancak, bu tartışmayı bir spor kulübü üzerinden yürütmeye çalışmak hiç doğru değil. Şimdi senin birileriyle birlikte adını andığın o spor kulübünün, çok sayıda güvenlik görevlisinin, polisin, askerin de gönül verdiği bir kulüp olduğunu söylemiştim yukarıdaki yazımda. Bu mevzuyu uzatarak, başka insanları da bu kısır tartışmanın bir tarafı yapmaya çabalıyorsun. Birileri sana senin yaklaşımınla cevap verecek, sonra sen onlara… Bizim burada yapmaya çalıştığımız şey bu değil. Evet. Hher türlü fikir teattisine varım ya, bu tarz yanlış bence. Bu sitenin ne kuruluş gayesi, ne de içeriği buna uygun değil. Bu tür tartışmaları hem de senin tarzınla yürüten pek çok başka platform var. Gel sen, bu sitenin kuruluş amacını şöyle bir incele. Ayrıca, mantıklı olmalıyız bu önemli dönemde. Ülkemiz üzerinde oynanmaya çalışılan kirli oyunun bir parçası olmamalıyız. Birileri, bizim birbirimizi kırmamızdan, üzmemizden emin ol ki, memnun oluyor. Düşman sevindirmek yerine, hep birlikte el ele verip, hepimizin uğruna her şeyini feda edeceğinden kuşku duymadığım bu ülkeyi, ileri taşıyalım. Her şeyi konuşalım, tartışalım ama, bunun üslubunu iyi belirleyelim. Kaç yaşındasın bilmiyorum. Eğer, yirmili yaşlardaysan, 80 öncesi dönemi bir araştır, bir oku. O günlerde, hepsi ülkesini sevdiğini söyleyen gruplar, birbirine düşmüşken, başka birileri, uzaktan bizim halimizi siyredip, gülüyordu. Sonra yine o başka birileri, hepsi bu ülkeyi sevdiğini söyleyen gruplar arasında ayırım yapılmadan türlü sıkıntılar çekerken de, buralarda bir yerlerdeydi. Sana daha ne anlatayım belmem ki? Lütfen bu tavrını değiştir. Böyle davranarak bir yere varılmadığını bu ülke çeşitli zamanlarda tecrübe etti. Eğer gerçekten ülkeni seviyorsan, kendini geliştirip, yetiştir. Bu ülke için önemli işlerin altına imzanı at. Bilim alanında, teknik alanda bu ülkenin gelişiminin artmasına katkıların olsun. Bak. Şöyle bir düşün. Bir neden bulup, ortada taş üstünde taş, gövde üstünde baş kalmıyacak kadar büyük yıkımlara yol açmak mı, yoksa taş üstüne taş koymak, gövde üstündeki başları doğru bilgi ile doldurmak mı daha olumlu bir şey olur diye. Evet. Bu ülkeyi sevmek, bu ülke için birşeyler yapmak, hatta bu ülke için herşeyden vazgeçebilmek yani yeri geldiğinde ne gerekiyorsa bunu yapmak tabiki hepimizin görevi. Ancak, bir şeyleri körü körüne yapmak, alt yapıdan yoksun sadece günlük politikalar üretmek değil bizim ihtiyacımız olan şey. Yarınları görebilen, bir adım sonrasını hatta on adım sonrasını düşünerek hareket etmeliyiz hepimiz. O zaman bir şeyleri değiştirebiliriz işte. Bu tartışmayı uzatmak taraftarı değilim ya, söylenecek her şeye verilecek bir yanıtım da olacaktır, emin ol. Söylediklerimi bir düşün istersen ha?
Aralık 7th, 2006 at 11:32
Ben de, şu an doğu illerimizden birinde görevliyim. Benim mücadelem, cehaletle. Hem de, cehaletin her türlüsüyle. Eğer bu bölgede, birileri kirli bir oyun peşindeyse bu oyunu bozmanın en önemli yolu cehaleti yenmek çünkü. Yıllarca bu ülke için çok canlar yitirdik, çok zaman kaybettik. Bu süre zarfında kazançlı çıkan tarafsa, biz değiliz malesef. Yitirilen canların, ağlayan anaların, kaybolan zamanın telafisi artık mümkün değil. Şimdi yapılması gereken şey, cehaleti yenmek. Ayrıca cehalet, sadece bu bölgede değil, her yerde kol geziyor. Cehaletin olduğu yerdeyse, hiç bir gelişme mümkün olmaz. Olan sadece, yıkım ve öfkedir. Ne yaparsak yapalım, bilinçli yapalım bunu. Marjinal ve fnatik bir şekilde hiç bir şey çözülmez. ATATÜRK, kurtuluş savaşı sonrası bir konuşmasında. “ÖĞRETMENLER. ORDULARIMIZ, BU ZAFERİ SİZLERİN KAZANACAĞINIZ EĞİTİM ZAFERİNE BİR ZEMİN OLSUN DİYE KAZANMIŞTIR. ASIL SAVAŞ, ŞİMDİ BAŞLIYAR. SİZİN CEHALETLE OLAN SAVAŞINIZ.” Derken, bunu kastetmiştir. Burası, çok zor bir bölge kabul ediyorum. Ancak ben, burdaki görev süremi doldurduğum halde hala burdayım. Çünkü burda bana, İSTANBUL da olduğundan, İZMİR de olduğundan daha çok ihtiyaç var. Buradaki insanlara bilinç kazandırmak, onları doğru bilgiyle doldurmak daha gerekli. Ben burda öyle şeyler gördüm ki, şimdi bu siteyi ziyaret edip, AHU hanıma sevgilerini sunan daha çocuk yaştaki arkadaşlarımızın yaşıtları, okuldan, bilgiden yoksun olabiliyor. Özel okullarda yaşıtları bilgisayarlı eğitim alan bu çocuklar, yaz oldu mu, çobanlar, kışın yollar geçit verirse öğrenci. Hele kız çocukları, onların durumu daha hazin. Daha çocuk yaşta evlendiriliyor bazıları. İşte mücadeleyi bunlarla yapmalıyız. Uzaktan bakıldığında herşey kolay geliyor insana. Ama, hiç de öyle değil. Ama, birlikte yapacağız bu mücadeleyi. Birlikte olacağız sonsuza dek. Ayrı yanlarımızı değil, aynı yanlarımızı ön plana çıkaracağız. Tek yumruk, yek vücut olup, aşacağız tüm engelleri. Aramıza nifak tohumları ekmeye çalışanlara geçit vermiyeceğiz. Bizi bu cografyadan atmaya çalışanlara en büyük cevap, bu bir aradalık olacak. Gelin, yenelim şu cehaleti. Emin olun, en güçlü düşman o… Bu ülkeyi bizlere emanet edenlerin bu kutsal emanetine ancak böyle sahip çıkabiliriz. Katı ve geçit vermez söylemler, ayrılıklar, kamplar bize huzur yerine istikrarsızlık getirir. Herkesin bir şekilde görüp tanıması gereken bir tarihimiz var. Doğru okuyalım bu tarihimizi. Daha fazla bu konuda yazmak istemiyorum. Yazsam, daha yazılacak çok şey var ya, şimdilik yeterli bu kadarı bince. Sizlere ülkemizin en doğusundan selamlar. Ha artık, çok hoş şeyler de var bu bölgede. Umarım yolunuz buralara düşer ve siz de gelip yerinde görürsünüz bunları. Burda yaz bir başka güzel mesela. O çetin kış koşulları da pek yok bu yıl. Kar yağmadı daha mesela. Neyse. Bu ülkenin her köşesi güzel değil mi zaten? Hepinize yeniden saygılar. SEVGİLİ ERDAL. yukarıdaki yazımla seni de kırmak istemedim aslında. Ama, istemeden kırıldıysan, üzgünüm. Sen söylediklerimi iyi düşün. Hepsi, bir birikimin ürünüdür ona göre. Herkese kucak açmalı, herkesi dinlemeliyiz. Ama, her şeyi söylememeliyiz. Söylediklerimizle varmak istediğimiz yerin çok uzağına düşebiliriç çünka. Umarım, dinlersin beni biraz. Kendine iyi bak. Öğrenciysen, derslerini iyi çalış. Senin yapacağın en iyi vatan severlik, bu şimdilik. Yarın belki de, bir bilim adamı bir fikir adamı olursun. Elinden kalemi düşürme ve unutma ki, kalem kılıçtan keskindir…
Aralık 7th, 2006 at 19:28
Fırat ellerine sağlık, yine çok güzel yazmışsın :}
Aralık 8th, 2006 at 04:35
fırat sen bir fenomensin. bu nasıl bir iletişim biçimi anlamak mümkün değil. Ama hoş bir yanı var bence: Çok ilginç. Kolay gelsin..
Aralık 8th, 2006 at 18:33
fırata yanıttır. sevgili fırat, galiba sen benim ne demek istediğimi anlıyamadın. ben asla ayırımcılık yapmıyorum. ben şunu anlatmak istedim. insanlar bilmeden takım tutuyorlar. arkadaşım galatasaray lisesinin kuruluşunuda araştırın. orda okuyan herkes zaten galatalı olamaz, mesele o da değil, mesele şu benim ablamda galatasaraylıydı ancak benim bu anlatıklarımı gitti spor arşivlerinden öğrendi ve artık galatasaraylı değilim diyor. bilmem anladınmı fırat ?
Aralık 9th, 2006 at 01:28
erdal, sen kendin neyi nereye yazdığını bilmiyosun bence, üst tarafta notlar var, bu sitenin anlamı farklıdır, bunların yeri burası değil. Bi daha bu konuda yazı gelmezse memnun oluruz.
Aralık 9th, 2006 at 16:39
ahu türkpençeyi çok seviyorum…….
Aralık 12th, 2006 at 09:57
İki tost bi kola. Yine bir fırsat bulup, bana söyleyecek iki çift söz bulabildiğin için mutlu olmalısın. Ancak kendine bir sor bakalım. Sahiden yukarıdaki yazılarımla ne anlatmaya çalışmışım ben? İletişim şeklimi de beğenmiyormuşsun sanırım. O da senin sorunun. Üzgünüm ama, sana ayıracak başka vaktim yok. Bu arada, sevgili yöneticimizin bu kısır tartışmaya bir son vermesine sevindim. Umarım, tüm kısır tartışmalar sona erer. Tabiki ben kimsenin ara bulucusu filan değilim ya, bu sitede bizim yapmaya çalıştığımız şey, bir birlerine öfke kusan insanların ağızlarına geleni söylemesi değil. İnsanların, düşünerek söylemesi birşeyleri. Bir tartışma yürütülecekse bile, bunun belli bir kalitede sürmesi. Arkadaşlar. Birşeyin de bilinmesini istiyorum. Ben kimseyle bir tartışma sürdürmek istemiyorum. Lütfen birbirimizi kışkırtıcı yazılar yazmıyalım artık.
Aralık 12th, 2006 at 14:43
12 aralık bu gün. Okul yıllarınızdan anımsarsınız, belki de hala okullu olanlarınız da bizzat yaşıyorlardır belki bu gün bunu. Neyi mi? Bu gün, okullarda yerli malı haftasına ilişkin etkinlikler yapılıyor. Yerli tüketimi özendirici çalışmalar. Tabi bu tür etkinlikler düzenlenirken, hep ggıda maddeleri ağırlıklı çalışmalar yapılırsa da, aslında yerli malı sadece gıda maddelerini ihtiva eden bir şey değildir. Evet, belki çoğu şeyi dışarıdan alır bir hale geldik ya, yine de bize özgü ürünlerimiz ve üretimlerimiz var. Gerçi artık, bir yeme, içme faaliyetini andıran yerli malı etkinliklerinde bile, kola ya da benzeri ital ürünleri görmek mümkün okullarda. Bizi feraha çıkaracak, ileri taşıyacak şeyin bir üretim toplumu olmaktan geçtiğini vurguladığım yazılarım da oldu biliyorsunuz. Bu günkü görünümümüzle yani bir tüketim toplumu olarak başka üretim toplumlarına bağımlı hale geldiğimiz ve bağımlısı olduğumuz bu toplumların da bu bağımlılığı daha da uzun süreli hale getirmek adına yaptıkları ortada. Ülkemizde üretilen çoğu şeyin, dışarıda etiketlenip yeniden bize satılıyor olması, bu bağımlılığın en iyi göstergesi sanırım. Bize aşılanan marka tutkusu, kendi içimizden çıkan üretmeye dönük çalışmaları bizzat yine bizim baltalıyor olmamız, yerli yatırımcıların daha cazip ve ülkemize pek de faydalı olmayan alanlarda yatırım yapması ve daha pek çok şey, bu bağımlılığımızı daha uzun süre devam ettireceğimizi gösteriyor. Özellikle savunma sanayisindeki bu tür bağımlılıkların çok ciddi sonuçları olabilir ileride. Ayrıca, bir ürünü dışarıdan aldığımızda, o ürünün tüm yan ürünlerini, tüm yedek parça malzemelerini de satın almamız gerektiğini de düşünürsek, siz hesaplayın gerisini. Oysa, gerek ham madde, gerekse insan gücü açısından fazlasıyla zengin olan ülkemiz, kendi üretim olanaklarını geliştirip, kendi içinde ihtiyaçlarını gidermeye başlarsa emin olun bu ülkenin hiç bir meselesi kalmayacaktır. Tabi ki, bu söylediğim şey, yabancı sermayedarların işine gelmeyecek, bunu baltalamak adına, ülkemizi istikrarsızlaştırmak dahil olmak üzere her türlü melaneti gerçekleştireceklerdir. Ancak, kapsamlı bir üretim hamlesi için, tüm bu olumsuzlukları göze alıp, çocuklarımıza yerli malı haftası etkinliklerinde “Bak yavrum. Bu bir türk uçağı. Biz üretdik bunu. Bak bu da, bir otomobil. Bak bu da, bizim güzel ve vazgeçilmez ülkemiz.” Diyebilmeliyiz. Beyin dahil olmak üzere, dışarıya ihraç ettiğimiz tüm güzel ve bize özgü şeylerimizi yeniden kazanmalıyız. Bu ülkede üretip, bu ülkedeki refah seviyesini yukarılara çıkarmak için, yerli malı kullanmalı ve sağlam ve kaliteli şeyler üretmeliyiz. Bakın en iyi olduğumuzu iddia ettiğimiz tekstil alanında bile, marka tutkumuz yüzünden neredeyse dışa bağımlı hale geldik. Kapalı bir ekonomisi bulunan ÇİN bile, şimdilerde dünya ekonomisine yön verir hale geldi. Ben, ÇİN in ucuz iş gücü üzerinden edindiği bu üstünlüğü onaylamıyorum ya, yine de, ekonomik olarak bir varlık gösteriyor mu dünya piyasasında, ona bakalım biz. Bunca işsizin bulunduğu, her gün ekonomik yıkımların yaşandığı ülkemizde bir kalkınma hamlesine ihtiyaç yok mu sizce de? Her şeyin en iyisini hak ettiğini düşündüğüm yurdum insanına, bir de vecize. “YERLİ MALI YURT UN MALI, HERKES ONU KULLANMALI…” Ha tabi en yerli şeyimiz olan dilimizi de kullanırken, buna dikkat etmeliyiz. Kendinize iyi bakın…
Aralık 13th, 2006 at 18:23
sevgili vinsanity!
istersen benim eleştirdiğim şeyle bendeki hataların biraz farklı kefelerde olduğunun farkına varsan ha canım(!)
bilmiyorum ama heralde birkaç harfi (klavyede olduğumuz için) eksik yazmamla AĞU yazmak aynı kefede değildir umarım.buraya üye olanlar kendine bi iş de buluyo galiba.. mesela sen nazife’nin avukatlığını üstlenmişsin iyiymiş valla..
Aralık 14th, 2006 at 12:47
miliyetin bize bu sayfayı ayırdığı için teşekkür ederim.sıla dizisini kapak yaparsanız çok sevnirim.bence sıla dizisi atv nin süper dizisi
Aralık 21st, 2006 at 18:45
www.ucankus.com da anket var.Ahu Türkpençe’ye oy verin.
Aralık 28th, 2006 at 12:01
ben yaabancı damat dizisini çok seviyorum hiççççç bitmesin özgür sen birtanaxesin
Ocak 5th, 2007 at 11:23
arkadaslar bu tartısmaları gecın hayatın tum guzellıklerını tadın.Vinsanity bu gibi tartışmalara guzel cevap vermıssın tesekkurler.Ahu hanım hakkında daha cok bılgıyı yayınlarsan sevınırım.Bu hafta şöhret dızısıde cıkmadı zaten neyse kolay gelsın.
Ocak 6th, 2007 at 16:16
Şöhret dizisi Pazartesi saat 20:00′de yayınlancak. Sanırım artık Pazartesi günleri olcak.
Ocak 16th, 2007 at 04:38
çok tatlısın ya bayılıyorum sana…
söyleşinde çok güzel olmuş.
Ocak 16th, 2007 at 17:20
Uzun bir aradan sonra ilk kez guzel bir gelişme oldu; Gülşen ve Tuğra artık birlikteler. Ahu Hanım bu tür sahnelerde gercekten cok iyi. Yanına yaklaştı ve hiçbir şey olmamış gibi kolunun nasıl olduğunu sordu, o anki ve sonraki mimikleri gercekten superdi.
Ocak 17th, 2007 at 11:53
Ertelenmişlikler. Farkında değiliz ya, yaşamımızın önemli bir dilimi bunlarla dolu. Şöhretin geçen bölümünde, yaşamı ertelemenin ne kadar anlamsız olduğuna tanık olduk. TUĞRA, eğer ertelemeyi sürdürseydi sevdiği ve hep yanında olmasını istediği şeye sahip olamazdı. Ertelenmişliklere dair geçmişte epey şey yazdım aslında. Ne olur ertelemeyin yaşamı. Çünkü ölüm, tam vaktinde orda olacak. Sırf yaşamınızı ertelememek adına yanlış kararlar ve radikal şeyler de yapmayın tabi. İyi düşünüp alın kararlarınızı. Kaçırılmış trenlerin ardından el sallamak yerine, 1. mevkide yerinizi alın. Kim olursanız olun, yaşamınızın öznesi sizsiniz. Yaşamınızın baş rolündesiniz. Yaşamın size iyi şeyleri sunmasını beklerseniz, yani hiç bir şey yapmadan kendi yaşamınızı dışarıdan izlerseniz kendinize en büyük kötülüğü yaparsınız. İnce eleyip sık dokumak tamam. Ancak, üzerinize uygun kesilmiş ve rengarenk kumaştan yapılmış bir elbiseyi taşırkenki mutluluğunuzu bir düşünün. Şimdi bir de, üzerinize bol gelen, ya da içinde boğulacakmışsınız hissini verecek kadar üzerinize dar olan bir elbiseyi taşıdığınızı düşünün. Çok karmaşık değil aslında. Sadece gidip, üzerinize uygun bir elbiseyi giyeceksiniz. Terzisi olacaksınız yaşamınızın yani… Gerçi “TERZİ KENDİ SÖKÜĞÜNÜ DİKEMEZ” derler ya, boş verin. Kendi söküğünü kendisi diker o terzi de aslında. Aynı zamanda, “HER KOYUN KENDİ BACAĞINDAN ASILIR” da derler. Üzerinize yakışanı en iyi siz bilirsiniz. Birileri istiyor diye, üzerinizde güzel dursa dahi, size ait olmadığını bildiğiniz ve ona ait olmadığınız bir yaşamı sürdürmek ne anlamsız değil mi? Üzerinize göre ve size yakışan bir kumaştan yapılmış elbisenin bedeli de ağır olacaktır belki. Ama sakın cimrilik etmeyin. Çünkü aynı elbiseyi, seneye alırsanız modası çoktan geçmiş olacak ona göre. Vitrinlerde kararsız kararsız göz süzmek de vakit kaybı olacağından, aynaya iyi bakın ve verin kararınızı. Çünkü yaşam denilen şeyin son kullanma tarihi o an ile sınırlıdır sadece. Janjanlı paketlere sarıp sarmaladığınız hediye paketlerini de boşverin. Hemen. Hemen bu gün kullanmaya başlayın sürenizi. Yarın çok geç olabilir. Yarın artık bu gündür. Çıkarın tozlu raflardaki tüm ertelenmişliklerinizi. Çıkarın ve bir daha tozlu rafların diplerine atmayın onları. Ertelemeyin kendinizi. Ertelemeyin işte… Keşkelere yer vermeyin yaşamınızda ya, belkiler de olmasın. Bazı anlar vardır ki, sadece bir kereliğinedir. Aynı nehirde iki kez yıkanmak mümkün değildir der HERAKLES. Aynı nehirde yıkanmak, 2. bir kez mümkün olmayacak ona göre… Ömrünüz vefa ederse, yaşlılığınızı düşünün şöyle bir. Nelerden vaz geçmiş, neleri ertelemiş, neleri ve en çok da kendinizi nasıl yok farzettiğinizi düşünün. Geçmiş, artık mazi ya, gelecek daha ortada yok. Ama bir gün gelecek. O geldiğinde siz de oralarda bir yerlerde olacaksınız. İşte bunun için, ertelemeyin yaşamınızı. Lütfen…
Ocak 19th, 2007 at 21:07
erol a katılıyorum. ozlemistim ahu nun guldugu sahneleri
1.5 aydır izlemiodum nerdeyse surekli uzgun,aglıyo die.
Ocak 21st, 2007 at 12:53
sevgili ahu turkpençe yazdıklarım neden yayınlan mıyo da az önce baktım ama yoktu bunu ne olarak algılarsanız algılayın bu alflarım ahu ablacımsanadeğil bunu yayınlamayanalata sadecd
Ocak 21st, 2007 at 12:55
yayınlamadığınız için biraz üzüldüm ama
olsun bundan sonra yayınlarsanız çokama çok sevinirm dizinizde basarılar dlerim.
Ocak 22nd, 2007 at 15:49
ahu ablacım ILOVE YOU
Ocak 22nd, 2007 at 15:53
ILOVE YOU
AHU ABLA SEN
ÇOK AMA
ÇOK GÜZEL
BİR
BAYANSIN
SANA İNANILMAZ
DERECEDE
HASTAYIM ÇOK SEVİYORUM TEK BİŞİY SÖYLİYCEM SANA SEVGİMİ ANLATMAK İÇİN I LOVE
Mart 31st, 2007 at 16:59
asığım msn adresini bilen varmı lütfen verin cccaaannnnııımmm
Nisan 4th, 2007 at 21:41
ya ahu sen cok tatli bir kizsin… tüh tüh tüh masallah… seni gercekdende cok seviyorum ya… msn adreesini verirmisin bana yada birsey istiyorum sadece sana ulasmak istiyorum neolurrrrr
Nisan 21st, 2007 at 11:01
Kanal d’nin yayın hayatına başladığından beri en güzel dizisi yaprak dökümü sadece bir dizi olmayıp hayatta insanların yapabileceği en büyük yanlışları anlatıyor.
iyi insanları ve kötü insanları bu yoldan ayırt edebileceğimizi milyonların kalbine kazıyor reşat nuri güntekinin aynı adlı romanından uyarlanan bu dizi ibret verici öyküsüyle ailecek heycanla izlememizi sağlıyor. Günümüzde ekranların yarısından çoğunu töre dizileri kaplıyor ama yaprak dökümü her yaşa uygun keyifli bir aile dizisi bu yüzden çarşamba günü saat 20:00′da basın kumandanızın tuşuna açın kanal d’yi.
Nisan 28th, 2007 at 10:52
ahu abla seni çok beğeniyorum dizi çok güzel oyununda çok güzel tebrik ediyorum
Nisan 28th, 2007 at 15:13
Ailecek keyifle izlediğimiz dizi binbir gecede
kayın peder tarafından darbelenen oğlununun hastalığı için kendini feda eden şehrazat adlı kadının milyonları göz yaşlarına boğacak hikayesiyle ekran başına her bölümde birer heycanla taşıyor izleyin.
Mayıs 2nd, 2007 at 23:49
slm mhb ben nilgün avşar ben kenan imirzalioğlu hayranıyım beni onla lutfen bir araya gelmemı saglayın saygılarımla
Mayıs 5th, 2007 at 09:28
Günümüzde kanalların yarısından çoğunda fantastik töre mafya içerikli diziler yayınlanıyor bu diziler türk halkının beynini yıkıyor olmayan şeyleri çocukların kafasına sokuyorlar.tabi kurtlar vadisi hariç RTK’ü bu konuda göreve davet ediyor ve saygılarımı iletiyorum
Haziran 3rd, 2007 at 22:41
merhaba ahu seni çok takdir ediyorum süper bir oyunculuğun var tebrikler oyununun da güzeldi başarılar
Haziran 5th, 2007 at 21:30
Ahu abla seni çok seviyorum ekrana çok yakışıyorsun senin dizilerinin her bölümünü begenerek izliyorum ama bazen misafir geliyor ozaman kaçırıyorum ama gece kalkıp avrupada tekrarını izliyorum seni başka projelerdede görmek istiyorum başarının devamı dilerim kendine iyi bak öpüldün
Haziran 6th, 2007 at 20:04
Ahu Türkpençe Başka Yerde Yok’ta
AHU TÜRKPENÇE ve EYŞAN ÖZHİM BAŞKA YERDE YOK’TA!
Şifresiz Cine 5′te hafta içi her gün yayınlanan Başka Yerde Yok programına
7 Haziran Perşembe günü “Şarkı Söylemek Lazım” yarışmasındaki jüri üyeliği ve erkek dergilerine verdiği cüretkar pozlarıyla gündemden düşmeyen EYŞAN ÖZHİM ve yaptığı her işte başarıyı yakalayan, televizyon programlarına çıkmamaya özen gösteren oyuncu AHU TÜRKPENÇE konuk oluyor.
Kürşat Başar ve Oylum Talu’nun sundukları Başka Yerde Yok hafta içi her gün saat 18:15′ te Şifresiz Cine 5′te!
Haziran 14th, 2007 at 17:17
ahu ablayı çok takdir ediyoruz
Temmuz 10th, 2007 at 12:49
Merhaba. Aslında, hep eleştirdiğim ve yapılmasından imtina edilmesini istediğim bir şeyi, şimdi kendim yapmak zorunda kaldım. Şimdi, sizlere msn adresimi veriyorum. benfirat01@hotmail.com bu adresi kendilerine eklemeyi düşünen arkadaşlarımdan şunu bilmelerini istiyorum. Adresimi, arkadaş aramak amacıyla vermiyorum sizlere. Sosyal alanda yeterince arkadaş çevrem var benim. Msn adresimi verdim, çünkü önemli bir duyarlılık hareketinin parçaları olmanızı istiyorum benimle birlikte. Toplumsal bir güç olduğumuzu, bu gücü olumlu alanlarda kullandığımızda neler yapabileceğimizi görmek istiyorum. Haddim olmayarak, bazı yazılarında msn adresini veren bazı arkadaşları da ekledim kendi listeme. Eğer istemezlerse bu duyarlılık çalışmasında yer almayı, çıkarsınlar beni listelerinden lütfen. Uzun zamandır yazılarıma ara verdiğimden, yazdıklarımı yinelemem de gerekiyor sanıyorum ya, olsun. Başta çocuk ihmali ve istismarı olmak üzere tabi kadına yönelen istismarı da irdeleyen ve bu tür olaylara bir tepki olabilecek bir duyarlılık oluşumu bu. Lütfen, az önce de yinelediğim üzere arkadaş arıyanlar beni eklemesinler. Zaten, yazılarımı okursanız göreceksiniz ki, ben evliyim ve eşimi de fazlasıyla seviyorum. Tek amacım, bir merkezden bir duyarlılık organizasyonu yapabilmek. Katılanlara şimdiden teşekkürler, saygılarımla.
Eylül 25th, 2007 at 23:27
kanal d deki yaprak dökümü süper. binbir geceden hiç haz almıyorum. artık çok sıktı. bence bitirin. tardun beyi daha güzel bir dizide görmek istiyorum. show tv deki dudaktan kalbe diziside güzel. yapımcılara ve senaristlere sesleniyorum lütfen gereksiz diziler yapmayın ekranları gereksiz dizilerle doldurmayın
Kasım 12th, 2007 at 18:04
atv deki hepsi biri cokk seviyorumm cokk güzel cemreyi sonra ereni sonra yasemini cok seviyorum ama gülcini cok tatli diye seviyorum ve 1 dizisini bile hepsi 1 den kacirmadim vallahide billahide cokk güzel yaa 1 dakkikasini bile kacirmak istemiyorumm ya vallaha
Aralık 26th, 2007 at 15:49
slm ben sizin ekinizi severek takip ediyorum.özgür çevik ve keremcem hayranıyım.onlarla röportaj yaparsanız çok sevinirim.Sevgili dünürüm ve avrupa yakasını da çok seviyorum.İnşallah reytingi yükselişe geçer.
Şubat 6th, 2008 at 22:45
ya yine milliyet televizyona yakışır bir repörtaj olmuş.emegi gecenlere tskkrler…
Şubat 6th, 2008 at 22:48
hemen sadede geleyim sözü uzatmadan ahu türkpence süper. milliyet süper
Mart 20th, 2008 at 14:52
ezo gelin dizisini çok seviyorum.remlerini istiyorum
Mart 20th, 2008 at 15:03
mrh. ben millet televizyon gazetesini hep alırım. doktorlar dizisini cok severek izliyorum lütfen bu hafta haftanın dizisini yaparmısınız ve röportaj yapın.
Mart 20th, 2008 at 15:07
serhat tutuımluerin fotoğrafını istiyorum
Mart 26th, 2008 at 15:37
ezo dizisini çok seviyorum roportaj yaparmısınız serhat tutumluerin posterini istiyorum
Mart 26th, 2008 at 15:41
ezo dizisini çok seviyorum roportaj yaparmısınız serhat tutumluerin posterini istiyorum bu hafta bekliyorum teşekkür ediyorum
Mayıs 17th, 2008 at 17:28
slm
Mayıs 24th, 2008 at 12:10
bi de grup hepsiyle röportaj yaparsanız sevinirim…