Nurseli İdizSon dönemlerde bir kez daha magazin basınıyla karşı karşıya gelen Nurseli İdiz, şöhretle dansında zaman zaman adımlarını şaşırsa da her seferinde küllerinden doğmayı başarmış 25 senelik bir oyuncu,,
Sene 1991′di Saklambaç’la ve onun sarışın, güzel ve komik sunucusuyla tanıştığımızda. Bir taraftan ilgiyle seyredilirken bir taraftan da topa tutulmuştu program.
Oysaki evlilik çağındaki gençlerin eş seçmek için kameralı evlere kapatıldığı bir zamandan bakıldığında masum ve neşeli bir çöpçatanlık programıydı altı üstü. Nurseli İdiz de son derece renkli bir sunucu. Çok alışıldık bir figür değildi, hem ekranın çok sevdiği ışıltılı bir yüz hem okullu bir tiyatro oyuncusuydu.
Medya onu nereye oturtacağını bilemedi bir türlü, belki kendisi de tam bilemedi hangi dünyaya ait olduğunu. Saklambaç’la ünü alıp yürürken bir yandan ‘muhabbet tellallığı’ suçlamalarına cevap vermek durumunda kalıyordu. Bu, her attığı adımın hesabını vermeye mecbur olacağı bir kariyerin de başlangıcı oldu.

Kurtuluşçuydu
Aslında başlangıcı denemez tabii, arkasında sağlam bir tiyatro geçmişiyle gelmişti İdiz ekranlara. İskeçe göçmeni bir baba ile Kırklarelili annenin kızı Nurseli Çamlıbel, İstanbul doğumlu. Çocukluğu Pendik’te geçer, mahalle aralarında misket ve futbol oynayarak, erkek çocuklarını döverek. O yıllardan hep bir sokak çocuğu kalır içinde ve her kesimden insanla rahatça ahbaplık edebilmesini de buna borçlu.
Çocukluğunda politik şiirler yazmaya çalışır. 14 yaşındayken CHP gençlik kollarının seminerlerine katılır, bir dönem Kurtuluş fraksiyonuna dahil olur. “Fanatizme her zaman karşı olduğu için hiçbir zaman gerçek bir komünist olamadığını” söyler.

İlk oyunda başrol
Pendik Lisesi’nin ardından Ankara Devlet Konservatuvarı’na girer. Ardından da Hacettepe’de arkeoloji ve sanat tarihi okur. Konservatuvardan sonra hocası Işık Yenersu’nun onu Rutkay Aziz’e önermesiyle sahneye ilk adımını bir başrolle atar. AST’ın “Küçük Adam Ne Oldu Sana” oyunuyla. Sene 1981. Mümtaz Soysal, Milliyet gazetesinde övgü dolu bir yazı yazar onunla ilgili, “Kim bu kız?” diye soran. Yine AST’taki “Yaz Misafirleri”nin ardından Ankara Devlet Tiyatrosu’na geçer. “Keşanlı Ali Destanı”ndaki Zilha rolüyle. Müzisyen Cem İdiz’le evlenip “Nurseli İdiz” olur bu arada ve kızı Elif dünyaya gelir.
Hem güzel hem yetenekli bir aktris olarak hızla tırmanır basamakları. Okan Uysaler’in unutulmaz dizisi “Geçmiş Bahar Mimozaları”ndaki kanserli kız rolü için saçlarını kazıtır. Ankara’dan İstanbul Devlet Tiyatrosu’na, oradan İstanbul Şehir Tiyatroları’na geçer. Bunu Tiyatro İstanbul, Sadri Alışık Tiyatrosu ve şu anda oynadığı Tiyatro Kedi izler. Bir yere fazla kök salması mümkün olmaz hiç, önce tiyatrodan tiyatroya, daha sonra da kanaldan kanala gezer. Ve Şehir Tiyatroları’nda “Vanya Dayı”da oynarken Saklambaç’la birden moda deyimle ‘kamuya mal olur’.
Bundan sonra adımlarını buna göre atması gerekecektir, ama o bu oyunun kuralını benimseyemez bir türlü. Gene aynı Nurseli olabilir, canının istediği gibi yaşayabilir, salaş meyhanelerde içebilir, bazen dağıtabilir, arada tökezlese de yoluna bildiği gibi devam edebilir sanır. Oysa ki televizyon kanalıyla sözleşmesi saçının rengini bile değiştirmesine izin vermeyecektir uzun bir süre.

‘Kazandım, yedim’
Saklambaç’tan sonra bu kez haber program Prizma ile konuk olmaya başlar evlere. Elinde mikrofon Anadolu’yu karış karış gezer, İstanbul’un varoşlarını avucunun içi gibi bilir. Kamera adeta bir uzvu olmuştur, bir arkadaşının tanımıyla “kamera karşısında Beşiktaş pazarında gezer gibi rahat”tır. Çok kazanır ama eşiyle dostuyla keyif içinde yer hep. Pek hesap kitap yapmayı bilmez.
Yıllar sonra “Büyük paralar kazandım, hepsini çatır çatır yedim. Lüks restoranlarda yemekler yedim, ailemle en güzel seyahatleri yaptım, ama asla bir pırlanta yüzüğüm olmadı” diye anlatır o günleri.

7′lerin önemi
Magazin basınıyla yıldızı hiç barışmaz, kendisini sürekli açıklamalar yaparken bulur. “Kız Kulesi Âşıkları”nda soyunduğu için, “Böcek” filmindeki yatak sahnesi için, daha sonra içkili olarak kameralara yakalandığı için habire nedamet getirmesi beklenir. Şöhreti hem sever hem sevmez ve sonunda kendi deyimiyle “yüzüne gözüne bulaştırır”.
1997 Mart’ındaki bir röportajında hayatında 7′li yılların önemli olduğunu söyler. 77′de yaşamının yönünü belirlemiş, 87′de iş yaşamında önemli adımlar atmıştır. 1997 de ummadığı şekilde önemli olur hayatında. Canlı yayına çıkmadığı için temmuz ayında işini kaybeder, ekimde de 20 yıllık eşinden boşanır.
“31 Temmuz 1997 günü her şeyi terk edip Bodrum’a kaçtım. TV’deki işime de gitmeyerek, 18 yıllık profesyonel hayatımda kaka bir şey yaptım, bir anda her şeyi yıktım. Birden her şey bana anlamsız gelmeye başlamıştı. Şan, şöhret, para, pul, güzellik, yaptığım iş, evlilik…” diye anlatır sonradan Hürriyet gazetesinde Yener Süsoy’a o dönemi.

Alkol dert oldu
Defalarca küllerinden doğabilmek gibi bir özelliği vardır. Daha çok tiyatroya verir zamanını, bir süre televizyondan uzak kalır, sinema filmleri, diziler gelir ardından. Bir dargın, bir barışık olduğu şöhretle dansını biraz yavaşlatır ama sular bir türlü durulmaz.
Hep inişli çıkışlı bir yol izler, başı dönem dönem alkol yüzünden derde girer. Kâh Arto’nun çalıştığı kulüpte sarhoş olup sahneye çıktığı, kâh içki nedeniyle “Kınalı Kar” dizisinden çıkarıldığı haberleriyle gelir gündeme.
Ya da en son örnekte olduğu gibi kapıya kameralar çağıran otelin barında olay çıkardığı için. Daha sonra söylediği gibi, “Türkiye’de bir bara gidip içmemesi gereken tek kişi odur” belli ki. Kaderin bir cilvesi olarak “Şöhret” adlı bir dizide oynayan Nurseli İdiz, bir kez daha ‘hesap vermek’ durumundadır.

‘Yalnızım’
Siyaset Meydanı’nda dediği gibi “Magazinle son hesaplaşması” mı olacaktır, bilinmez… Programdan yarım saat önce Can Gürzap’la beraber “Salıncakta İki Kişi”yi oynamışlardı.
Birkaç yıl önce bir röportajında, “Ben galiba bu dünyada çok yalnız bir insanım. Hatalarımla, sevaplarımla yalnızım. Herhalde bu yalnızlığımın bedelini çekiyorum. Bundan çok büyük skandallar da oluyor ama insanlar bunu bir şekilde örtbas edebiliyorlar” demişti İdiz.
Ama “Salıncakta İki Kişi” ağzına kadar, belki hiç olmadığı kadar doluydu ve seyirciler oyuncuları ayakta alkışlayıp yedi-sekiz kez selama çağırdılar. Belki de sandığı kadar yalnız değildi…